jump to navigation

Abdesti Bozan Durumlar 23 Ocak 2009

Posted by NamazNuru in Abdest.
Tags:
add a comment

Abdestin maddî temizlik olma özelliği de taşımakla birlikte esasen hükmî temizlik olduğunu yukarıda görmüştük. Bu sebeple abdesti bozan durumların bir kısmı maddî kirlilik, bir kısmı da hükmî kirlilik grubunda yer alır.
Şu durumlarda abdest bozulur:
1. İdrar ve dışkı yollarından idrar, dışkı, meni, mezi, kan gibi bir necâsetin, herhangi bir sıvının veya maddenin çıkması, yellenmek.

2. Vücudun herhangi bir yerinden kan, irin veya herhangi bir maddenin çıkması. Ağızdan çıkan akıcı haldeki kan, tükürükten fazla veya ona eşit ise abdesti bozar. Vücuttan çıkan kan akmadığı veya çıktığı yerin çevresine dağılmadığı sürece abdesti bozmaz. Yaradan çıkan irin ve sarı su da böyledir. Çıktığı yerin dışına kendiliğinden dağılmayan bu sıvıların silinmesi ha­linde de abdest bozulmaz. Şâfiî ve Mâlikîler’e göre idrar ve dışkı yolları hariç vücuttan çıkan kan ve benzeri sıvı maddeler abdesti bozmaz.

3. Ağız dolusu kusmak. Kusulan şey ister yemek, ister safra veya kan olsun, abdest bozulur.

4. Bayılma, delirme, sarhoş olma, uyuma gibi şuurun kontrolüne engel olan durumlar. Uyku dışındaki şuur kaybına yol açan durumların süresi ve o esnada kişinin konumu ne olursa olsun abdest bozulur. Uyku halinde ise, kişinin farkında olmadan abdestinin bozulmuş olması ihtimalinin derecesi ölçü alınır. Bu sebeple yatarak derin uykuya dalma abdesti bozar, uyku ile uyanıklık arasındaki hal ise bozmaz. Oturduğu yerden uyuklamada oturuşun şekli kadar bu kimsenin durumu, abdestin bozulma ihtimalinin kuvvet derecesi de önemlidir. Bundan dolayı tereddütlü durumlarda abdest alınması tavsiye edilir.

5. Namazda yakındaki şahısların duyabileceği şekilde sesli olarak gülmek. Hanefîler’e göre rükûlu ve secdeli namazda sesli gülme abdesti de bozar. Diğer mezhepler ise sadece namazın bozulacağı görüşündedir. Cinsî münasebet veya fâhiş (aşırı) temas ve dokunma. Hanefîler’e göre erkekle kadının tenlerinin birbirine değmesi ile abdest bozulmasa da çıplak olarak veya arada bedenlerin sıcaklığının hissedilmesini engelleyecek bir giysi bulunmaksızın erkek ve kadının aşırı derecede şehevî teması, oynaşma ve kucaklaşması abdesti bozar. Hanefî fakihlerinin çoğunluğu temasın aşırılığında erkeğin cinsel organının sertleşmesini ölçü alırken, İmam Muhammed mezi gibi bir yaşlık çıkmadıkça abdestin bozulmayacağı görüşündedir. Şâfiîler’e göre erkek ve kadının tenlerinin birbirine değmesi, Mâlikî ve Hanbelîler’e göre ise temastan cinsel haz duyulması halinde abdest bozulur.

6. Mazeret halinin sona ermesi. Su bulamadığı için teyemmüm eden kimse suyu bulunca, mest üzerine mesh yapan kimsenin -yolcu olanlara üç, yolcu olmayanlara bir gün olarak tanınan-mesh süresi dolunca, özürlü kimse için de namaz vakti çıkınca abdesti bozulmuş olur.

Hanefîler’in dışındaki üç mezhebe göre bir kimsenin kendi cinsel organına temas da abdesti bozar. Bir kimse abdest aldığını kesin olarak bilse de abdestinin bozulup bozulmadığında tereddüt etse, Mâlikîler’e göre abdesti bozulmuş olur, diğer üç mezhebe göre ise bu durumda abdest bozulmuş sayılmaz.
Ağlamak, gözden yaş gelmesi, kabuk bağlamış bir yaranın kabuğunun kan çıkmaksızın düşmesi, tükürük ve sümüğe az miktarda kan karışması, ağız dolusu olmayan kusma, ısırılan elma, ayva gibi sert bir meyve veya kullanılan misvak-diş fırçası üzerindeki akıcılığı olmayan kan (diş eti kanaması hariç), sivrisinek, pire gibi haşeratın emdiği kan, namazda uyuklama, namazda sessiz gülme, tırnak kesme, tıraş olma kural olarak abdesti bozmaz.

Abdestin bozulup bozulmadığıyla ilgili görüş ayrılığı bulunan konularda ihtiyatlı davranmak uygun olur. Özellikle imam olan kimselerin abdestinin diğer mezheplere göre de bozulmamış olmasına özen göstermesi şart değilse de yerinde bir davranıştır.

Haydin Namaza ! 21 Ocak 2009

Posted by NamazNuru in Namaz Yazıları.
1 comment so far

Sabah Namazı…

Ögle Namazı …

İkindi Namazı…

Akşam Namazı…

Yatsı Namazı…

Gün çoktan öldü. Güneş ısıklarını topladı.

Vakit Namazınızı Kıldınız mı peki?..

…?

Şu an yaptıgın hiçbir iş,

Kılmadığın vakit namazından

daha önemli değil….

Cehennem ehlinin “keşke” diye

ağlayarak istedikleri namaz vakti,

şu an senin elinde…

Ne büyük bir nimet!

Öyle değil mi?

Kaçırma öyleyse!

Haydi namaza !..

Kaçırırsak çok üzüleceğiz gerçekten… burda değil belki ama… ya öte tarafta!..

Düşünmek gerekir velhâsıl… daha doğrusu düşünmemiz gerekir yol yakınken..

Sonrası olmayabilir bunun !

Zamanın tekrarı da yoktur çünkü…

her daim namaz ile kalalım ve

Kaçırmayalım şu vakti ne olursa olsun !

Öyleyse..

Haydi buyrun namaza !..

‘Namazı Anlayarak Kılmak’ 21 Ocak 2009

Posted by NamazNuru in Namaz Yazıları.
Tags:
add a comment

Yazımıza başlık olarak aldığımız ‘Namazı Anlayarak Kılmak’ kitabının konusu, itiraf etmeliyim ki benim hayatım boyunca fiilen ve fikren meşgul olup da bitiremediğim en mühim bir konudur.

Hep namazı anlayarak kılmaya çalışırım. Ama hiçbirinde de ‘tamamdır, tam anlayarak kıldım bu namazı’ diyemem. Halbuki namaz benim hayatımın ilk hedefi, birinci vazifesi, mahşerde hesabını en önce vereceğim baş meselemdir. Onda kaybeden hiçbirinde kazanamaz, ama onda kazanan inşallah ötekilerde de kazanabilir.

Namazı anlayarak kılmak için alınacak ilk tedbiri de şöyle hissederim kendi nefsimde.

- Namaz için kıbleye yöneldiğim sırada zihindeki tüm düşünceleri atarak, tahliye edilmiş bir kalp ve kafayla namaza girmek. Namazın başında bu kafa ve kalp tahliyesi mücadelesi çok mühim gelir bana.

Ancak fuzuli konulardan boşalttığınız kafa ve kalbi namazda okuduklarınızın manalarını düşünerek hemen doldurmanız gerekecektir. Yoksa attığınız düşünceler sel gibi yine hücuma geçecektir, boşta kalan kafa ve kalbe.

Bunun için namaza başlarken aldığınız ilk tekbirin manasını düşünerek başlıyorsunuz kafa ve kalbinizi doldurmaya:

- Allahu Ekber! Allah, kendisinden başka büyük olmayan tek büyüktür!.

Bundan sonra sırasıyla Sübhaneke, sonra Euzü Besmele, daha sonra Fatiha, zamm-ı sûre ve dualar derken namazın tümünü manaları düşünerek kılma bahtiyarlığı söz konusu olabiliyor.

Peki, bu manaları düşünme bahtiyarlığı nasıl kazanılacak? Okuduklarımızın manalarını nasıl öğrenecek, nasıl anlayarak kılacağız, Arapça bilmiyorsak?

İşte asıl mesele burada, bu sorunun cevabında.

Eserlerini istifade ile okuduğumuz Prof. Dr. Davut Aydüz hocamız, Işık Yayınları arasında çıkan ‘Namazı Anlayarak Kılmak’ kitabıyla burada imdadımıza yetişiyor ve namaz boyunca okuduğumuz tüm ayetlerin, sûrelerin, salâvatların, duaların manalarını kısaca açıklayarak bize namazı anlayarak kılma bilgisi sunmuş, böyle bir fırsatı bize kazandırmış oluyor.

Öyle ise ilk işimiz, namazda okuduklarımızın manalarını önce iyice ezberlemek olmalı, sonra da anladığımız bu manaları düşünerek namazı kılmaya başlamalıyız ki, namazı anlayarak kılmak gibi büyük bir başarıyı başlatmış olalım. Kalbimize gönlümüze namaz dışı konular yeniden hücum edip bizi yine istila ve işgale fırsat bulamasın.

Bu açıdan, hocamızın bu kendi küçük ama sağlayacağı faydası büyük kitabını mühim bir hizmet olarak görüyor, namazı anlayarak kılma fırsatının kaçırılmaması gerektiğini düşünüyorum.

Nitekim muhterem müellif de bu konuda şu çarpıcı hatırlatmayı yapıyor:

“- Namazı hakkıyla kılmak istiyorsak, ilk tekbirle beraber Allah’ın dışındaki her şeyden sıyrılmalı, gönlümüzü sadece O’na açmalıyız! Dudaklarımızdan dökülen her kelimeye, idrak şuurumuzun mührünü basmalı, baştan sona namazı anlayarak kılmayı başarmalıyız. Selam verir vermez de huzurun adabına riayet edememiş olma endişesiyle bir kere daha ellerimizi kaldırmalı, yine o mübarek kelimeleri otuz üçer defa manalarını düşünerek tekrarlamalıyız.

Böylesine engin duygu ve düşüncelerle anlayarak kılmamız gereken namazı geçiştirerek kılmaya gönlümüz asla razı olmamalıdır.

Onun için biz böyle bir çalışma yaparak namazda okuduğumuz dua ve sûrelerin manalarını ve kısa bir açıklamasını vermeye çalıştık, namazı duya duya ve anlaya anlaya kılalım. Namazı böyle kılmak için Türkçe ibadet etmeye lüzum yoktur ve doğru da değildir. Bu yazılanları dikkatlice okumak ve akılda tutmak namazı anlayarak kılmak için yetecektir!”

Yazımızı, anlayarak kılınan iki rekat namazın ahiretteki değerini anlatan hadisle bağlayalım:

- Şafak vaktinde (anlayarak kılacağınız) iki rekat namaz, dünya ve içindekinden hayırlıdır!”

Çünkü dünya ve içindekiler hep burada kalır, anlayarak kıldığınız iki rekat namazınız sizinle gider!..

AHMED ŞAHİN
Zaman

Namaz (İmâm-ı Rabbânî / Mektubat) 18 Ocak 2009

Posted by NamazNuru in Genel Konular.
add a comment

İmâm-ı Rabbânî “rahmetullahi aleyh” (Mektûbât) kitâbının birinci cild, 261. mektûbunda buyuruyor ki:

Şurası muhakkak olarak bilinmelidir ki, namaz, İslâmın beş şartından ikincisidir. Bütün ibâdetleri kendisinde toplamıştır. İslâmın beşte bir parçası ise de, bu toplayıcılığından dolayı, yalnız başına müslümânlık demek olmuştur.

İnsanı, Allahü teâlânın sevgisine kavuşturacak işlerin birincisi olmuştur. Âlemlerin Efendisi ve Peygamberlerin “aleyhi ve aleyhimüssalevâtü vesselâm” en üstünü olana mi’râc gecesi, Cennette nasîb olan rü’yet şerefi dünyaya indikten sonra, dünyanın hâline uygun olarak, kendisine yalnız namazda müyesser olmuştur. Bunun içindir ki: (Namaz mü’minlerin mi’râcıdır) buyurulmuştur.

Bir hadîs-i şerîfte, (İnsanın Allahü teâlâya en yakın olması namazdadır) buyurulmuştur.

Onun yolunda, tam izinde giden büyüklere o rü’yet devletinden, bu dünyada büyük pay, yalnız namazda olmaktadır. Evet, bu dünyada Allahü teâlâyı görmek mümkün değildir. Dünya buna elverişli değildir. Fakat, ona tâbi olan büyüklere, namaz kılarken rü’yetten birşeyler nasîb olmaktadır.

Namaz kılmağı emir buyurmasaydı, maksadın, gayenin güzel yüzünden perdeyi kim kaldırırdı? Aşıklar ma’şûku nasıl bulurdu? Namaz, üzüntülü rûhlara lezzet vericidir. Namaz, hastaların, rahat vericisidir. Rûhun gıdâsı namazdır. Kalbin şifâsı namazdır. (Ey Bilâl, beni ferahlandır!) diye ezan okumasını emr eden hadîs-i şerîf, bunu göstermekte, (Namaz, kalbimin neş’esi, gözümün bebeğidir) hadîs-i şerîfi, bu arzûyu işâret etmektedir.

Namazın hakikatını anlamış olan bir kâmil, namaza durunca, sanki bu dünyadan çıkıp âhiret hayatına girer ve âhirete mahsûs olan ni’metlerden bir şeylere kavuşur. Bu ni’met, yalnız bu ümmete mahsûstur. Peygamberlerine tâbi olmak sâyesinde buna kavuşurlar. Çünkü bunların Peygamberi “sallallahü aleyhi ve sellem”, Mi’râc gecesi dünyadan çıkıp, âhirete gitti. Cennete girdi ve rü’yet saâdeti, ni’meti ile şereflendi.

Yâ Rabbî! Sen o büyük Peygambere “sallallahü aleyhi ve sellem” bizim tarafımızdan Onun büyüklüğüne yakışan iyilikleri ihsân eyle! Bütün Peygamberlere de, “alâ nebiyyîna ve aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” hayırlar, iyilikler ver ki, onlar insanları seni tanımağa ve rızâna kavuşmağa çağırmış ve beğendiğin yolu göstermişlerdir.

Namazların hepsinde hâsıl olan lezzetten, nefse bir pay yoktur. İnsan bu tadı duyarken, nefsi inlemekte, feryât etmektedir. Yâ Rabbî! Bu ne büyük rütbedir! Bizim gibi, rûhları hasta olanların bu sözleri duyması da büyük ni’met, hakîkî seâdettir.

İyi biliniz ki, dünyâda namazın rütbesi, derecesi, âhirette Allahü teâlâyı görmenin yüksekliği gibidir. Dünyâda insanın Allahü teâlâya en yakın bulunduğu zaman, namaz kıldığı zamandır. Âhirette en yakın olduğu da, rü’yet, ya’nî Allahü teâlâyı gördüğü zamandır. Dünyadaki bütün ibâdetler insanı namaz kılabilecek bir hâle getirmek içindir. Asıl maksat, namaz kılmaktır. Se’âdet-i ebediyyeye ve sonsuz ni’metlere kavuşmak ancak namaz kılmakla elde edilir.

Namaz, bütün ibâdetlerden ve orucdan kıymetlidir. Namaz vardır ki, kırık kalbleri zevkle doldurur. Namaz vardır ki, günâhları yok eder. İnsanı kötülükden korur. Hadîs-i şerîfde, (Namaz, kalbimin neş’esi ve sevinç kaynağıdır) buyuruldu. Namaz, üzüntülü ruhlara lezzet verir. Namaz, rûhun gıdasıdır. Namaz, kalbin şifâsıdır.

Namaz şartlarına uygun kılırsa kötülüklerden uzak tutar. Kur’ân-ı kerîmde, Ankebût sûresi, kırkbeşinci âyetinde meâlen, (Kusursuz kılınan bir namaz, insanı pis, çirkin işleri işlemekten korur) buyurulmaktadır.

Namaza dururken, “Allahü Ekber” demek, (Allahü teâlânın, hiçbir mahlûkun ibâdetine muhtâc olmadığını, her bakımdan hiçbir şeye ihtiyâcı olmadığını, insanların namazlarının, ona faydası olmıyacağını) bildirmektedir.

Namaz içindeki tekbîrler ise, (Allahü teâlâya karşı yakışır bir ibâdet yapmağa, liyakat ve gücümüz olmadığını) gösterir.

Rükû’daki tesbîhlerde de bu ma’na bulunduğu için, rükû’dan sonra, tekbîr emr olunmadı. Halbuki secde tesbîhlerinden sonra emr olundu. Çünkü secde tevâzu’ ve aşağılığın en ziyâdesi ve zillet ve küçüklüğün son derecesi olduğundan, bunu yapınca, hakkıyla, tam ibâdet etmiş sanılır. Bu düşünceden korunmak için, secdelerde yatıp kalkarken, tekbîr söylemek sünnet olduğu gibi, secde tesbîhlerinde “a’lâ” demek emr olundu. Namaz mü’minin mîracı olduğu için, namazın sonunda Peygamber Efendimizin “sallallahü aleyhi ve sellem” mi’râc gecesinde söylemekle şereflendiği kelimeleri, ya’nî Ettehıyyâtüyü okumak emr olundu. O halde namaz kılan bir kimse, namazı kendine mi’râc yapmalı. Allahü teâlâya yakınlığının nihâyetini namazda aramalıdır.

Peygamberimiz “aleyhi ve alâ âlihissalâtü vesselâm” buyurdu ki, (İnsanın, Rabbine en yakın olduğu zaman namaz kıldığı zamandır). Namaz kılan bir kimse, Rabbi ile konuşmakta, Ona yalvarmakta ve Onun büyüklüğünü ve Ondan başka herşeyin, hiç olduğunu görmektedir. Bunun için, namazda korku, dehşet, ürkmek hâsıl olacağından, teselli ve rahat bulması için, namazın sonunda, iki defa selâm vermesi emr buyuruldu.

Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” bir hadîs-i şerîfte, (Farz namazdan sonra 33 tesbîh, 33 tahmîd, 33 tekbîr ve bir de tehlîl) emir etmiştir.

Bunun sebebi, namazdaki kusûrlar tesbîh ile örtülür. Lâyık olan, tam ibâdet yapılamadığı bildirilir. “Tahmîd” ile, namaz kılmakla şereflenmenin, Onun yardımı ve erişdirmesi ile olduğu bilinerek, bu büyük ni’mete şükür edilir, hamd edilir. “Tekbîr” ederek de, Ondan başka ibâdete lâyık kimse olmadığı bildirilir.

Namaz, şartlarına ve edeblerine uygun olarak kılınıp ve yapılan kusûrlar da böylece örtülüp, namazı nasîb ettiğine de şükür edip, ibâdete başka hiç kimsenin hakkı olmadığı, kalbinden temiz ve hâlis olarak, kelime-i tevhîd ile, bildirilince, bu namaz kabûl olunabilir. Bu kimse, namaz kılanlardan ve kurtuluculardan olur.

Yâ Rabbî! Peygamberlerinin en üstünü hürmeti için “aleyhi ve alâ âlihimüssalevâtü vetteslîmât” bizleri namaz kılan ve kurtulan, mes’ûd kullarından eyle! Âmîn.

Namaz Ahlâkı Güzelleştirir 16 Ocak 2009

Posted by NamazNuru in Namaz Yazıları.
add a comment

Namaz ahlakı güzelleştiren keşfedilmeyi bekleyen bir hazinedir. Namaz hazinesini keşfetmeye başladıkça, onun ahlakı nasıl güzelleştirdiğini anlamaya başlarız. “Sabır ve namazla Allah’tan yardım dilemeye” namazla alışan bir kişi, her namazında “Yalnız sana ibadet eder yalnız senden yardım dileriz” diyerek sabır ahlakını gönlüne hapseder. Sabırla hayatın zorluklarına karşı metanet, azim ve dirayetle yaklaşır.

Her namazında “O hesap gününün sahibidir” ayetini hisseden bir kul, yapacağı her iyiliğin ve kötülüğün hesabını vereceği bilinci içerisinde Allah’a ve insanlara karşı vicdanlı olmaya çalışır. Hatalarını tekrar etmeme yeteneğini kazanan insan, Allah’a ve insanlara karşı sorumluluğunun da bilincindedir. Hatalarına ve isyanlarına rağmen kendisini huzuruna namazla davet eden Rabbi’nin hoşgörüsünü gören bir kul, namaz sayesinde hoşgörüyü öğrenir.

Her namazda “Rabbim beni, annemi-babamı ve bütün inananları hesap gününde bağışla” duasıyla Rabbi’nin kendisini bağışladığını hisseden bir insan, engin bir hoşgörüyle insanları bağışlamayı tecrübe edebilir. Rabbimiz “namaz kılan kimselerin emanetlerine riayet edeceklerini, şahitlikte dürüst olacaklarını” vurgular.

Namaz hazinesini keşfeden bir insan, “Rabbimiz bizi doğru yola hidayet et” diyerek emanete riayette, şahitlikte ve hayatın her aşamasında dürüst olmaya çalışır.

Rukû’da “yüce olan Rabbimi kullara ait bütün eksik sıfatlardan uzak tutarım” diyerek Rabbi’ne karşı saygı içerisinde eğilen kul, insanlarla ilişkilerinde de mütevazi davranmaya çalışabilecektir. Secdede Rabbi’ne olan tevazunun zirvesini hisseden bir kul, insanlara tevazuda da zirveyi yakalayabilir. Rabbimiz “namaz kılan bireylerin iffetlerini koruduklarını” ifade eder. Akla ve sağduyuya aykırı her fiilden “bizi doğru yola hidayet et” diyerek uzaklaşmaya çalışan namaz kılan bir kişi, böylece sosyal ve ahlaki değerleri koruma hassasiyeti kazanır.

Namaz kılan insanların namaza devamlarının akabinde en önemli özelliklerinden ikincisi, “mallarında dilenen ve dilenmekten utanan fakir insanlar için hak olduğuna” inanmalarıdır. Namaz esnasında Rabbi ile her şeyi paylaşan, “bize dünyada da iyilik ver ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru” diye duada bulunan insan, bütün insanlık ailesiyle sevgisini, ilgisini, bilgisini ve malını paylaşabilir. Namaz hayat ve disiplin programı olarak vakti ve hayatı düzenler. Bu gerçeği Rabbimiz “Şüphesiz ki namaz, inananlar üzerine vakitli olarak farz kılınmıştır” ayetiyle belirtmiştir. Namazla zamanını ve çalışmasını programlayan kişi, Rabb’iyle beraber olmanın hazzını yaşar. Namazda “şükür alemlerin Rabbi Allah içindir” diyerek namaz kılan insan, Rabbine her nefesi için şükrünü haykırır. Namaz esnasında “Rabbi’nden başka ibadet edilecek ve dostluğuna başvurulacak hiçbir kaynağın olmadığını” keşfeden insan, tevbeyle Rabbine yönelme isteği duyabilir.

Namazsız İnsan Kaybolmuş İnsandır 16 Ocak 2009

Posted by NamazNuru in Namaz Yazıları.
Tags: , , ,
add a comment

D. Ali Taşçı, Vakit gazetesi

[...]
“Bir vakit namaz mı, hayat mı?” diye bir soruyla ve tercihle karşı karşıya gelsek ve gözümüzü hiç kırpmadan ve bir saniye bile düşünmeden “namaz” diyemeyeceksek, yaşadığımız hayatı “Hayy” olanın bir armağanı olarak göremiyoruz demektir.

Namaz, kulluk bilincinin zirve yaptığı duraktır. Bir insanın yükselebilecek olduğu en büyük makam, kulluk makamıdır. Namaz işte bizi buraya taşır. Bir insan kendini “kul” olarak kabul etmiyorsa, ne olarak kabul ederse etsin, fark etmez. O artık nefsinde ilahların çarpıştığı bir savaş meydanındadır ve “barış” denen nimetten de çok çok uzaklardadır.

Namaz, mü’minlere, Allah’u Teala tarafından Mirac’da armağan edilen en güzel hediyedir. O Mirac ki, Cebrail’in huduttan öteye bir adım atamadığı, bir yerden sonra, Rabbin huzuruna yalnızca AŞK’la girildiği bir ilahi tören! Zaman ve mekanın ötesinde, fakat aşkın en gizemli nağmelerini ruh ikliminde duya duya, insan olmanın şerefiyle ve seni yaratana “Rabbim” diyebilmenin mutluluğuyla “kul” olma onurunun insana hediye edildiği mutluluk diyarı. Bu diyarın mutluluğunu yalnızca kendisinin tatmasına gönlü razı olmayan Sevgililer Sevgilisi’nin, “Namaz mü’minin miracıdır.” diyerek Rabbi katında bize namazla şefaat etmesi, eğer uyuyan gözlerimizi hala uyandırmıyorsa, yazık!

Namaz, böyle bir iklimin diriltici soluğudur. Dünyanın dönüşü nedeniyle yeryüzünde ezan okunmayan bir an yoktur. Ve beş vakitin her anı dünyada mevcuttur. Dünya anbe an secde ederken, gökyüzünde melekler namaz şöleninde Allah’ı tesbih ederken, her varlık kendi diliyle “Allah” derken, insan, namaza durarak “Allahu Ekber” demiyorsa, kendi kıyametini koparmış demektir.

Namaz Mirac’dır ve Allah ile buluşmadır. Gözyaşlarıyla abdest almayan insan Rabbi ile nasıl buluşabilir?

Namaz, aşkta yok olmanın adresidir. Kendi varlığından başka varlık bilmeyenlerin o adrese gitmeleri nasıl mümkün olabilir? Namazsız insan, kaybolmuş insandır.

Namazla arınan gönül, duygularını aydınlatmıyorsa, sen kimin münevverliğinden (aydın) söz edersin?

Her sabah göklerden gelen diriltici sesi duyup, yeryüzüne merhametle dolmuyorsan, senin varlığından daha büyük eziyet mi vardır?

Secdede, aşkın doruklarında kainatın ruhunu sağamıyorsan, medeniyet meydanına “bozguncu” olarak indiğinin de farkında değilsin.

Namaz arındırıcı ve aydınlatıcıdır. Arınmamış ve aydınlanmamış insan bir şeyin başına geçer ve iktidar olursa, o yer fesada uğramış demektir.

Gece. Yıldızlar ayet ayet gökyüzünden asılıyor. Gökyüzünde şölen var: vaktin melekleri, insanoğluna ikinci kez eline geçiremeyecek olduğu “zaman dilimi”ni sunuyorlar. “Kalkın ey insanlar, Rabbimiz, sabahı size hediye ediyor!” diye nida ediyorlar.

İnsan uykuda. İnsan nefsinin kuyusunda. Kuyularda Yusuf yok. Rüyaları yılanlar basmış. Minareden bir ses: “Allahu Ekber!” Yusuf suretinde bir genç ayakta ve namazda: “Allahu Ekber!”

Kıyamet bugün de ertelendi, çok şükür.

Ve ruhumuzun kıyametinin ebediyyen ertelenmesi için hep birlikte haykıralım:

“Haydi namaza!”

Namazı terk bahaneleri 15 Ocak 2009

Posted by NamazNuru in Namaz Yazıları.
add a comment

Namazı hiç kılmayan veya sık sık kaçıran insanlar, birçok bahane uydururlar. Namaza engel gösterilen hiçbir şeye “mâzeret” gözüyle bile bakmadığım için, ısrarla “bahane” kelimesini kullanıyorum. Çünkü, namazın mazereti ancak ölüm riski, koma hâli ve bayılma gibi aşılamayacak engeller olabilir. Bunun dışında bizim nefsimizin gösterdiği engeller, çok basit ve kolayca aşılabilecek bahanelerden başka bir şey değildir. Şimdi bu bahaneleri tek tek işleyerek çürüteceğiz.
(daha fazla…)

Namazda iken Namazda Olmak 15 Ocak 2009

Posted by NamazNuru in Namaz Yazıları.
add a comment

BU BAŞLIK okuyucu tarafından garipsenebilir, fakat bunu bize armağan eden Mevlana hazretleridir. Müritlerinden biri “Efendim namazda iken nasıl olmak gerekir?” şeklinde bir soru sorması üzerine,
Mevlana:
“Namazda iken namazda olmak gerekir”
diye cevap vermiştir.

Bunun manası şudur: Namaz kılarken, kişinin namazda olduğunu unutmaması, namazın gereklerini yerine getirmesi, fikren, aklen, okuduklarını, yaptıklarını takip etmesi, Allah’ın huzurunda olduğunun idrakinde olması, namaz miracına yakışır bir şekilde, dünyadan sıyrılması, kendini yalnız namazla meşgul etmesi, başka meşgaleleri geride bırakması, “Namazda iken namazda olma”nın birer açılımıdır.

(daha fazla…)

Hazret-i Mevlana’dan 15 Ocak 2009

Posted by NamazNuru in Namaz Yazıları.
add a comment


Hazret-i Mevlana’nın namaz Değerlendirmesi

Gönül ustası Hazret-i Mevlânâ, insanı ilâhî huzura ulaştıran tekbir, kıyam, rükû, secde, selam ve dua gibi namaz rükünlerine oldukça düşündürücü mânâlar kazandırır.

Namaza tekbirle girmek, “İlâhî, biz senin huzurunda kurban olduk” demektir. (Tekbir getirerek kurban kesildiği gibi, tekbirle namaza başlamak da ‘Allah’ım, canımız sana feda olsun’ anlamındadır.)

Namazda kıyama durmak, Allah’ın huzurunda kıyametteki muhasebeyi hatırlatır. Kul, biraz sonra hakkıyla yerine getiremediği kulluğundan ve işlediği günahlardan dolayı, utancından ayakta durmaya dermanı kalmaz, rükû’a eğilir.

Başı rükû’da iken “Hakk’ın sualle-rine cevap ver!” diye İlâhî ferman gelir. Kul, rükûdan başını mahcup olarak kaldırır. Ayakta duramaz, yüz üstü secdeye kapanır.

Tekrar ona “Secdeden başını kaldır! Yapmış olduklarından haber ver!” diye ferman gelir. O, yine mahcup bir halde başını kaldırırsa da, tekrar yüzüstüne kapanır.

O ağır yükün tesirinden dizleri üstüne çöker. Sağa selam verir; peygamberler ve melekler tarafına bakar, onlardan şefaat talep eder. Onlar derler: “Çare ve yardım günü geçti. Çare, ancak dünyada olabilirdi. Orada salih amellerde bulunmadınız, o günler gitti.”

Sola selam verir; akraba ve yakınlarının tarafına bakar. Onlardan da bir fayda göremez.

Herkesten ümidini kesince, dua için iki elini kaldırır. “Ya Rabbi, herkesten ümidimi kestim. Kuluna melce ancak Sensin. Senin rahmet ve mağfiretine sınır yoktur.”

Hadislerde Namaz 15 Ocak 2009

Posted by NamazNuru in Namaz Hadisleri.
Tags: , , ,
add a comment

Dinimizde namazın önemi çok büyüktür. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Namazın dindeki yeri, başın vücuttaki yeri gibidir.) [Taberânî]

(Kıyamette kulun ilk sorguya çekileceği ibâdet, namazdır. Namazı düzgün ise, diğer amelleri kabul edilir. Namazı düzgün değilse, hiçbir ameli kabul edilmez.) [Taberânî]

(Namazı doğru kılanın, ağaçtan yaprakların döküldüğü gibi günahları dökülür.) [İ.Ahmed]

(Allah buyuruyor ki, “söz veriyorum ki, namazlarını vaktinde, doğru olarak kılana, azab etmem, onu sorgu-suâle çekmeden Cennete koyarım”) [Hakim]

(İmandan sonra en büyük vazife namaz kılmaktır.)

(Her peygamberin ümmetine son nefeste vasıyeti namazdır.)

Namaz kılmak böyle büyük bir ibâdet olduğu için terkedilmesi de çok büyük günahtır. Hanbelide namazı terkeden küfre düştüğü için, Şafiî ve Malikide büyük günah işlediği için ceza olarak katli gerektiği fıkıh kitaplarında yazılıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Namaz dinin direğidir, terkeden dinini yıkmış olur.) [Beyhekî]

(Namaz kılan, Kıyamette kurtulacak, kılmıyan perişan olur.) [Taberânî]

(Namaz kılmıyan, Kıyamette, Allahü teâlâyı kızgın olarak bulur.) [Bezzar]

(Namazı kasten bırakanın ibâdetleri kabul olmaz ve namaza başlayana kadar Allahü teâlânın himayesinden uzak kalır.) [Ebu Nuaym]

Namaz, çok önemli bir ibâdet olduğu için, namaz kılmıyanın imanla ölmesi çok zayıf bir ihtimaldir. Namaz kılmıyanın kalbi kararır, diğer günahları işlemekten çekinmez.

İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki:

(Namaz kılmak ve diğer ibâdetleri yapmak ancak müminlere kolay gelir. Kur’an-ı kerimde, (İman ve ibâdet etmek, müşriklere güç gelir) ve (Namaz kılmak müminlere kolay gelir) buyurulmaktadır. Namaz kılmamak, iman zayıflığından ileri gelir. İmanın kuvvetli olmasının alameti, dinimizin emilerine severek kolaylıkla uymaktır.) [C.1.m.191, 289]

Namaz kılmamanın ne kadar büyük günah olduğunu bilen, ayakta duramıyacak kadar hasta olsa bile, mutlaka namaz kılar. Ateşin yaktığını bilen kimse, kendini nasıl ateşe atar? Cehennemden kaçan, Cenneti istiyen namaz kılmaz mı? Hadis-i şerifte, (Cenneti isteyip de, Allahın yasakladıklarından kaçınmıyan, isteğinde yalancıdır) ve (Cenneti istiyen, hayırlı işlere koşar, Cehennemden korkan, haramlardan kaçar) buyuruluyor. (Beyhekî)

Tadil-i erkana riayet etmek vaciptir. Namazın vaciplerinden biri bilerek terkedilirse, o namazı tekrar kılmak vacip olur. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

(Hırsızların en büyüğü, namazından çalandır. Yani namazın erkanına riayet etmez, rükû ve secdelerini hakkıyle yerine getirmez.)

(Herkesin namazında, kalbin hazır olduğu kısımlar yazılır. Kalbin hazır olmadığı namaza, Allahü teâlâ nazar etmez.)

Cemaatle namaz kılmak erkeklere Sünnet-i hüdadır. Yani dinimizin şiarı, alameti olan sünnettir. Özürsüz terketmek asla caiz değildir. Bilhassa yatsı ve sabah namazını cemaatle kılmak çok önemlidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Yatsı namazını cemaatle kılan, gecenin yarısını, sabahı da cemaatle kılan, gecenin tamamını ibâdetle geçirmiş sayılır.) [Müslim]

(Münafıklara en ağır gelen namaz, yatsı ile sabah namazını cemaatle kılmaktır. Bunlardaki ecri bilen, sürünerek de olsa, cemaate gelir.) [Buharî]